30 Mart Yerel Seçimleri

30 Mart Yerel Seçimleri

Tuhaf bir yerel seçim…
Hollanda’da yaşayan Türkiye`liler, mart ayında, iki seçime tanık olacaklar.
Birine az ilgi duyacak ama oy kullanacaklar; bütün dikkatleri ise oy kullanamayacakları Türkiye seçimlerinde olacak.
Hiç kimsenin yadsıyamayacağı bir olgudur, kimimizin yoğun ilgisi kimimizin de az da olsa, asla başını çeviremeyeceği şekilde, Türkiye’deki siyasi gelişmelere duyduğumuz ilgi. Çünkü hemen hemen hepimizin, ailesi olmasa bile kan bağı olan akrabası, yakını, dostları, sevdikleri orada yaşıyor. O yüzden de ülkemizi içimizde yaşatıyoruz.
Genel seçimlerde, buradan oy kullanabiliyoruz, ilgiyle sonucunu takip ediyoruz.
Çok sayıda yerel seçim de yaşadık; ama genel seçimler gibi ilgimizi çekmedi.
Fakat bu kez bambaşka bir durum çıktı ortaya.
Tuhaf bir yerel seçim gündemiyle karşı karşıya kaldık.
İktidar ortakları AKP-MHP, “Beka Sorunu” tezini soktular siyaset gündemine.
Beka, aslında “kalıcılık” anlamında bir deyim; lakin buna daha ağır bir anlam yüklediler. Türkiye’nin var ya da yok olma durumu söz konusuymuş…
Anlayamadık baştan. Allah Allah; AKP-MHP ortaklığı, “Cumhur İttifakı” diyorlar ona; Adana’da, Ankara’da, Balıkesir’de, Bursa’da veya bunların birinde seçimi kaybederse, ülkenin bekası niye tehlikeye düşsün? Böyle düşündük. Herhalde ısrar etmezler sandık. Muhalefet partilerinden birinin kazanacağı bir belediye, düşman işgali altında mı kalacak? Nitekim, mesela İzmir, Aydın, Eskişehir belediyeleri anamuhalefet partisi CHP elinde; düşman işgali altında mı oralar? Kötü mü yönetiliyor? Tam tersi; huzurlu, mutlu, güzelleşmiş iller. Gidip görenler Allah için söylesin, öyle mi değil mi…
Giderek anlaşıldı durum. Ülkenin beka sorunu falan yok!
Onların kendilerinin beka sorunları var.
Bütün göstergeler ve alan çalışma raporları gösteriyor ki; İstanbul, Ankara başta olmak üzere büyük kentlerin çoğunu kaybediyorlar.
Normal işleyecek bir seçim sürecinde, vadedecekleri yeni hiç bir şey yok.
Yeni yazacakları bir hikayeleri de yok. O zaman yapacakları tek siyaset biçimi; ayrıştırarak kendi tabanlarını pekiştirmek, düşman yaratmak, tehlike göstermek, ötekileştirmek, bölmek, şeytanlaştırmak ve bunda ısrar etmek…
Hitler’in ünlü Propaganda Bakanı Göbels’in taktik ve tavsiyelerinden biri de; “tehlike gösterin, yoksa yaratın, büyük yalan söyleyin ve bunda ısrar edin; kitleler er geç buna inanırlar” tavsiyesidir.
Fakat bunlar ipin ucunu da kantarın topuzunu da kaçırdılar.
Bildiğiniz gibi, bu seçimin bir tuhaflık olan özelliği, ilk kez “ittifaklar” halinde yerel seçime gidiliyor olması. İlk ittifakı kendileri kurup ilan ettiler. Adına da Cumhur İttifakı dediler. Doğal olarak karşılarında da CHP-İYİ Parti ittifakı kuruldu; onlar da Millet İttifakı adını aldılar. Yarış başladı… Fakat yarış ne adil ne de demokratik bir yarıştı. Devletin silahlı silahsız tüm güçleri, devletin sahip olduğu maddi manevi tüm olanakları, yazılı-görsel tüm medya gücü onlarda.
Muhalefet ise kendi olanakları ve tabanlarının desteğiyle yetinecekti…
Yine de olsundu, yeter ki şu seçimler yapılabilsindi.
Ama öyle olmadı. Dedik ya; ölçüyü fena halde kaçırdılar.
Muhalefet partilerinin tümünü “terör destekçisi” ilan ettiler.
Bilirsiniz; teröre dolaylı destek verme suçlamasıyla kaç bin insan zindanlarda.
Ellerinde silah gibi kullandıkları önemli bir güç de hukuk silahı.
Kıpırdayanın tepesine biniyorlar.
Peki neden?
Asla kaybetmek istemiyorlar çünkü.
Oysa yerel seçimle kaybedecekleri bir durum yok.
Meclis değişmeyecek, hükümet değişmeyecek, partili cumhurbaşkanı yerinde..
O zaman bu telaş, bu panik niye?
Çok basit: Yokluk, yoksulluk, işsizlik sarmallarında bunalan halk, muhalefete oy verir ve bunlar büyük kentleri kaybederse; kendilerinin de söylediği gibi, ne risklerle kurdukları “yeni rejimleri” tartışmaya açılır. Dahası, iktidarın meşruiyeti bile konuşulmaya başlanır. Daha daha ötesi, halk kendisinde bulacağı moralle, bunların da sandıkta yenilebileceklerini görür ve genel seçimlerde silinebilirler. Çünkü tarihimizde, yerel seçim kaybettikten sonra, iktidarı hatta partiyi de kaybeden çok lider örneği var. Daha büyük korkuyu da ekleyip bitireyim: İktidar cephesinde öyleleri var ki; küçük parmağını kaptırsa hukuka, sülaleleri bir daha güneş yüzü göremez.
Tags: ,

Related Article